Mayıs 2010
“Tavşan kaç, tazı tut. Bir iki, bir iki. Tavşan kaç tazı tut!”
Karanlık gökyüzünde tek bir yıldız bile görünmüyordu. Ayın belli belirsiz ışıkları önünü kapatmış bulut kümelerinin üzerinde bir sisten ibaretti. Bir kadın, yeni yağmış yağmurdan ıslak arnavut kaldırım sokaklarda ağlayarak koşuyordu. Sarı saçları ıslanmış, terleyen yüzüne yapışıyordu. Korku dört bir yanı sarmıştı. Sakince yürüyen bir kedi karşısına çıkana kadar koştu. Kediye çarpmamak için aniden sağa döndü ve ayağı takılıp yere düştü. Bileği burkulmuştu. Kaçamıyordu. Korku dört bir yanını sarmıştı. Ayak sesleri ve karanlık bir şiirin sonsuz dizeleri kulağına çarpmaya başladığında gözlerini kapatıp, kaderine lanetler yağdırdı.
**